Katliama katılanlar anlatıyor

'Tek emir vardı: İmha edin!'

SABİHA GÖKÇEN (Dersim Savaşı'nda Pilot, Atatürk'ün Manevi Kızı)

"Eskişehir'de Tayyare Alayı'nda staj gördüğüm günlerden birinde uçuştan indiğimde bölükteki fevkaladelik dikkatimi çekti. Hemen sordum. Bizim bölüğün Dersim Harekatı'na katılma emrinin geldiğini söylediler. Kalbim küt küt atmaya başlamıştı. Derhal bölük kumandanımıza koştum. (...) O da alay komutanına gönderdi. (...) Özel müsade lazımdı. (...) Hemen Çankaya'ya koştum. Atatürk beni karşısında görünce, önce hayret etti. Arzumu anlamıştı. Daha doğrusu kendisine isteğim iletilmişti. Bu bakımdan ben daha birşey söylemeden Atatürk konuşmaya başladı. (...) "Bak Gökçen, seni çok takdir ederim. Orada da görevini başaracağına inancım tam. Ancak çarpışacağın insanların eline düşersen, sana fena muamele etmelerinden korkarım. Buna çok üzüleceğimi bilirsin." Ben, 'Emin olunuz, kendimi onlara diri diri teslim etmem' dedim. (...) Hedef doğrudan Dersim'di. (...) 37 sonralarına doğru Pertek bölgesinde bir köprü yapılmıştı. Atatürk onun açılışı dolayısıyla gelmişti. Arazide geziler yapıyordu, ben gösteriyordum burası şudur, burası budur diye..."

 

MUHSİN BATUR (Emekli General):

"Günlerden bir gün emir geldi, tren yoluyla Elazığ'a vardık, oradan da ilk durak Pertek olmak üzere harekete geçtik. İki aya yakın Dersim'de görev yaptım. Okuyucularımdan özür diliyorum ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum." (Muhsin Batur; Anılar, Görüşler, Üç Dönemin Perde Arsası, s. 25)


A. DEMİRTAŞ (Dersim Savaşı'nda Er, Karslı):

"Köylüleri topluyorduk bir araya, 'Sizleri kurtaracağız' uygun gördüğümüz yerlere götürüp makineli tüfeklerle tarıyorduk. Kadın, bebe, ihtiyar, genç demeden hepsini öldürüyorduk. Subaylar 'Hiçbir Alevi'yi sağ koymayın öldürün' diyorlardı. Daha sonra cesetlerin başına erler kurtlar gibi üşüşüyorlardı, kollarını sıvazlayıp altınları kapmak için hırsla bir yarış başlıyordu. kolları parçalayarak, keserek altınlar kapışılıyordu. Hatta altın dişler bile sökülüyordu. Velhasıl bu tür şeyler yapıldı. Bugün Kars'ta Dersim zenginleri var. Bunların zenginlikleri oradan kalma. Bir gün 4-5 yaşlarında bir çocuğu komutan bana göstererek 'öldür' dedi. 'Ben yapmam' deyince yüzbaşı rütbesindeki komutanım çocuğu ayağından tuttu, güçlü kuvvetli elleriyle yanı başındaki taşlara başı gelecek şekilde kaldırıp, kaldırıp vurmaya başladı. O an hafızamı kaybetmişim. Hava değişimi verdiler. Bir daha Dersim'e yollamadılar. Çünkü her şey bitmişti.


HULUSİ YAHYAGİL (Dersim Savaşı'nda Albay):
"1938'de bizi Dersim isyanın önlenmeye ve bastırmaya memur etmişlerdi. İsyan dedikleri şey de bazı dağ köyleri o yıl vergi vermemişti. Bize verilen emir ise tek kelime idi: 'İmha'. Vergi vermedikleri için yok etmek. Bu düşünceyi, bu uygulamayı kim yapabilir? Zorbalar insanlık suçunu işleyenler. Elbette vergi işin bir yönü; gerçek neden Dersim'i Türk'leştirmekti. Ben kıta komutanıydım, bize verilen emir 'Canlı hiçbir şey bırakmayın' şeklindeydi."

 

SECAETTİN (Dersim Direnişi'nde Rütbeli Asker. Musa Anter askerliğini yaparken Anter'in Bölük Komutanı. Anter'e anlatıyor.):

"Dersim'de temizlik harekatına başlamıştık. Bir mağarada bir aile bulduk. Dede, baba, anne ve 5-6 yaşlarında bir çocuk. Büyükleri orada süngüleyerek temizledik. Çocuğun ağzınladan bir şey alırız diye öldürmedik. Çünkü biz Dersimli yetişkinlerin ağzından bir şey alamıyorduk. Onları hemen kesiyorduk. Çocuk korkmasın diye anasını, babasını ve dedesini keserken onu uzaklaştırdık. Çocukla dost olmaya çalışıyorduk. Yemek verdik, şeker verdik, yemiyordu. Bir ara üzerimizden bir uçağımız geçti. O, tuttuğumuz ve kasılı vaziyette bulunan çocuk hemen gerildi, bir sopa aldı ve tıpkı bir tüfek gibi uçağımıza nişan aldı. Bu hareketine oldukça kızmıştım. 'Temizleyin bu piçi' diye emir verdim. Askerler süngülediler ve kayalıktan aşağı attılar."

Dersim 1937-38 Sözlü Tarih Projesi nedir?

Dersim 1937-38 Sözlü Tarih Projesi, 1937- 38 etrafındaki bilgi boşluğunu doldurmak, hayatta kalanların ve onların çocuklarının anlattıklarının ge­lecek kuşaklara aktarılması amacıyla başlatılmıştır. Katliamı ve sürgünü yaşamış, bugün hayatta olan insanlarla görüşmeler yapmak, çalışmanın birincil amacıdır. Çalışma ciddi bir zaman problemi ile karşı karşıyadır. Bekleme lüksü yoktur. 1937-38 acısını yaşamış insanlar kuşağı yavaş yavaş hakkın rahme­tine kavuşuyorlar. Onlar aramızdan ayrılmadan hepsi ile görüşebilmek ve bildiklerini gelecek kuşaklar için kayda almak gerekiyor.