Dersim 1937-38 Sözlü Tarih Projesi

Dersim 1937-38 Sözlü Tarih Projesi, Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu’nun çok büyük önem verdiği bir projedir. 1937-1938 soykırımından sağ kurtulan Dersimliler ilk kez akademik bir titizlikle yapılan video çekimleri aracılığıyla yaşadıklarını anlatma fırsatını buldular/bulacaklar. Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu bu projenin sürekli ve kalıcı kılınması gibi önemli bir görevi üstlenmiştir. Burada size federasyonumuzun bunu nasıl gerçekleştirmek istediğine dair plan ve düşüncelerini anlatacağım. Ancak projenin sürekli ve kalıcı kılınması faaliyetlerine geçmeden önce, Dersimlilerin Batı Avrupa ülkelerine kitlesel olarak göç etmeleri olayına ve federasyonun örgütlenme sürecine kısaca değinmekte yarar görüyorum.


Dersim`den Batı Avrupa‘ya kitlesel göçün tarihi

Dersimlilerin Batı Avrupa’ya kitlesel olarak göç etmesi,  Federal Almanya ile Türkiye arasında 1961 yılında imzalanan bir göç anlaşmasıyla başlar. Bu anlaşmada “misafir işçiler” olarak tanımlanan göçmenlerin bir süre sonra memleketlerine dönecekleri bekleniyordu. Bu beklentinin hiçbir zaman gerçekleşmediğini biliyoruz. Dersimli göçmen işçiler de bu bakımdan  bir istisna oluşturmadılar.  Dersimli göçmen işçiler daha çok Almanya’da metal ve otomobil endüstrisi ve kömür ocaklarının yoğun olarak bulunduğu Duisburg, Köln, Stuttgart, Rüsselsheim, Dortmund gibi büyük kentlere yerleştiler.

1966 tarihindeki Varto depreminden sonra ise Varto Dersimlileri öncelikle Almanya’nın Berlin kentine gönderildiler.

Süreklilik arz eden göç dalgasının 1980 yılına kadar tamamen ekonomik bir karakter taşıdığını, 1980 askeri darbesinden sonra ise çok yoğun bir biçimde “politik ilticacı” akınının başladığını söyleyebiliriz. Dersim gençliğinin büyük bir kısmının radikal sol gruplar içinde faaliyet yürütmesi Dersim’i askeri cuntanın öncelikli hedefleri arasına soktu. Dersim’de bulunan çok sayıdaki daimi askeri kuvvetin yanısıra, her yıl Bolu ve Kayseri’den “operasyon” yapma amacıyla getirilen “Komando Tugayları” aracılığıyla Dersim köyleri çok yoğun bir baskı altına alındı. Askeriye ve polis tarafından yapılan sistematik işkenceler sonucunda onlarca masum insan öldürüldü. Türkiye’nin her tarafında yapılan kimlik kontrolleri sırasında  “Tunceli” doğumlu olmanın anlaşılması, “şüpheli şahıs” olmak ve gözaltına alınmak için yeterli bir sebepti. Askeri darbeyi takip eden yıllarda binlerce Dersimli katledildi; on binlercesi işkenceli sorgulardan sonra cezaevlerine konuldu; bir o kadarı ülkesini terk ederek batıya göç etmek zorunda kaldı. Özetle, Dersim’den Avrupa’ya ikinci büyük göç dalgası can ve mal güvenliği kalmayan Dersimlilerin bu ülkelere sığınması ile yaşandı.

Bugün Almanya, Belçika, Hollanda, İsviçre, Avusturya, İngiltere ve Fransa’ya başta olmak üzere Batı Avrupa ülkelerinde 200 ile 250 bin arasında Dersimlinin yaşadığı tahmin edilmektedir. Batı Avrupa’da yaşayan Dersimliler yaşadıkları ülkelerde uyum yönünden örnek bir topluluk olarak gösterilmektedirler. Pek çok Dersimli genç, milletvekilliği, belediye meclis üyeliği, sendika temsilciliği vb. gibi önemli görevler üstlenmektedir. Akademik alanda da kayda değer başarıların gösterildiğini görüyoruz.



Almanya’da Dersim örgütlenmesi : Federasyon Öncesi Örgütlenme

Dersimli politik ilticacılar genellikle Türkiye’de mensup oldukları sol grupların Avrupa ülkelerinde bulunan derneklerinde faaliyet gösterdiler. Keza doksanlı yıllarda yeni yeni oluşmaya başlayan Alevi kurumlarının oluşmasında da çok önemli bir rol oynadılar. Dersim değerlerine bağlı ilk kuşak genellikle Alevi kurumlarında faaliyet göstermeyi tercih ederken, gençlerin tercihi ağırlıklı olarak radikal sol gruplardan veya Kürt örgütlerinden yana oldu.

Avrupa’daki Dersim örgütlülüğünün ilk adımı seksenli yılların sonlarında „Dersim“ ve „Munzur“ isimleri ile kurulmaya başlanan spor klüpleri ile atıldı. Bu klüpler çoğunlukla „Çocuklarımız kötü yola düşmesin, birbirlerini tanısınlar“ gibi pratik amaçlarla kuruldu. Almanya’da Berlin, Duisburg, Rüsselsheim, Frechen, Hamburg, Wiesbaden, Ludwigburg, Aachen, München, Solingen ve daha pek çok kentte spor klüpleri faaliyetlerini hâlâ faal olarak yürütmektedirler. 


Dersim Cemaatleri’nin Kurulması

1994 sonbaharında yüzlerce Dersim köyü boşaltılarak yakıldı.  Ankara’da TC Başbakanı Tansu Çiller ile görüşmeye giden muhtarlar heyetinden 4 muhtar „faili meçhul“ bir şekilde öldürüldü. Mirik’de Selen ve Işık ailesinden toplam yedi kişi kaybedildi. Onbinlerce Dersimli köylerini boşaltarak başka yerlere sığınmak zorunda kaldı. Başta Ankara ve İstanbul olmak üzere tüm büyük şehirlerde ve Avrupa’nın pek çok yerinde bu insanlıkdışı baskılara karşı protesto gösterileri yapıldı. 1994 süreci Dersimlilerin hafızasında küllenmeye yüz tutmuş Dersim 38 Katliamını yeniden canlandırarak „bizi yok ediyorlar, Mara az nêverdanê (soyumuzu kurutacaklar)“ refleksinin ortaya çıkmasına yol açtı.

1994 ve 1995 yıllarında başta Almanya’nın Köln kentinde olmak üzere Dersimliler pek çok yerde toplantılar yaparak  „bizi yok ediyorlar, ne yapmalıyız? “sorusuna bir cevap bulmaya çalıştılar.

1995 yılında Berlin’de, 1996 yılında da Köln’de “Dersim Cemaati”  adı altında ilk Dersim dernekleri kuruldu. Sonraki yıllarda Darmstadt ve Basel bunları takip etti. Cemaat isminin seçilmesi bilinçli bir tercihti. Ermeni Cemaati, Musevi Cemaati gibi kuruluşların misyonuna paralel düşecek bir biçimde cemaatlar aracılığıyla Dersim halkının bütün tarihsel, kültürel ve inançsal değerlerine  sahip çıkma isteği ortaya konuluyordu. Nitekim daha kuruluş yıllarında unutulmaya yüz tutmuş   „Gağan“ geleneği tekrar canlandırıldı. Xızır Cemleri anadilimiz Kırmancki’de yapıldı; 12 İmamlar’da aşure dağıtıldı. Ölü diller kategorisine girmek üzere olan Kırmancki dilini öğretmeye yönelik kurslar açıldı.

Dersim Cemaatleri, Dersim kavramı ile onun tarihsel dili, kültürü ve inancı arasındaki kopmaz bağı daha baştan itibaren tüm çıplaklığıyla göstermek istediler. Dersim’deki fiziki yaşam koşullarının devlet tarafından yok edilmesine karşı çıkarken, bu mücadelenin aynı zamanda bir etnik kimlik mücadelesi olduğunu ifade ettiler.  Bu derneklerin diğer bir özelliği ise öncellerinden farklı olarak politik partilerden veya örgütlerden bağımsız olmalarıydı. 60’lı yıllardan başlayarak „Tunceli“ ya da „Dersim“ adı altında kurulan sayısız derneğin  Dersim’in dili, kültürü, inancı ve tarihini esas alan bir çalışması  yoktu. Yapılan belirli siyasi görüşler doğrultusunda “yerel kurumlar” oluşturmaktan ibaretti. Dersim Cemaatleri bir ölçüde Dersim örgütlenmesinde yeni bir dönem başlattı.

Stuttgart’ta kurulan Stuttgart Dersim İnsiyatifi ise Dersim’de yapılmak istenen barajlara karşı çıkmayı esas hedef olarak saptadı. 2000 yılından sonra Mainz, Dortmund, Paris, Amsterdam, Viyana ve daha pek çok Batı Avrupa kentinde Dersim dernekleri kurulmaya başlandı.


Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu’nun Kurulması

Almanya’nın belli başlı kentlerinde kurulan Dersim Cemaatleri’nin faaliyetlerini tek merkezden yönetme yönündeki isteklerinin bir sonucu olarak  yaklaşık bir yıl süren uzun ve yoğun tartışmalardan sonra 28-29 Ocak 2006 tarihinde Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG) kuruldu.

Dersim merkezinde inşa edilen „Rehabilitasyon Merkezi“ için „Umudun Türküsü“ adıyla yürütülen kampanya da FDG’nin kurulmasında pozitif bir rol oynadı.

FDG tüzüğünde kuruluş amacını şöyle ifade ediyor: „
Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu, Avrupa ülkelerindeki, Dersimlilerin etnik kimliğine, kültürel, tarihsel değerlerine ve diline sahip çıkmak, korumak, geliştirmek ve yabancı kamuoyuna tanıtmak, Dersim’in ekolojik ve demografik yapısına yönelen tehlikelere karşı durmak, bulundukları ülkelerde göçmen statüsünde yaşayan Dersimlilerin sosyal, siyasal ve eğitim sorunlarının çözümüne katkı sunmak, bulundukları ülke halkları ile eşit haklar temelinde uyum içinde birarada yaşamalarını teşvik etmek amaçlarıyla kurulmuş bulunan derneklerin birliğinden oluşan demokratik bir kitle örgütüdür.

FDG henüz kurulma aşamasında iken Brüksel’de “Munzur da Barajlara Hayır” Sempozyumu organize etti. Keza  “Avrupa’da bir günlüğüne Dersim’i Yaşamak“ şiarı ile yapılan Avrupa Dersim Kültür Festivaline her yıl binlerce Dersimliyi bir araya getirmektedir. 2006 yılından itibaren düzenli yapılan festivalinin beşincisi bu yıl Gladbeck kentinde yapıldı.

2009 yılında verilen Kırmancki dil kurslarına yaklaşık olarak 200 genç katıldı.  Katılımcıların yaş ortalaması 18-20’dir. Dil kurslarına Avrupa’da doğmuş ve büyümüş kuşaktan çok yoğun bir ilginin olduğu gözleniyor. Konuyla ilgili ciddi bir araştırmanın yapılması gerektiğini de belirtmemiz gerekir.

FDG İtiqat Divanı her yıl Avrupa ve Dersim’de anadilimiz Kırmancki’de onlarca Cem yapmaktadır. Dini ritüellerin orjinal haliyle ve anadilde yapılmasını teşvik etmek gibi bir politikamız söz konusudur.


FDG ve Tarih ile Yüzleşme

FDG, Türkiye’nin gerçek anlamda demokratikleşebilmesi için onun tarihi ile yüzleşmesi gerektiğine inanıyor. Bu gibi bir yüzleşme cesareti ortaya konulmadan toplumsal barışın sağlanamayacağına inanıyoruz. Bu noktada  1937-38  Dersim soykırımının kabul edilmesi tayin edici bir öneme sahiptir. Barışçı, yasal çalışmaları esas alan FDG her türlü şiddeti reddetmekte ve sorunun  demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti  çerçevesinde çözülebileceğine inanmaktadır. Bu prensipler ışığında düzenlediğimiz etkinliklerin belli başlıları şunlardır:

- 29 Eylül 2007 tarihinde Köln’de yapılan  „Dersim Tertelesi Tarihini Tespit Etme Toplantısı“;

-
2 Aralık 2007 tarihinde Köln’de gerçekleştirilen “Khulê 70 Serre / Meyelê Seydunê Ma Kotiê – 70 Yıldır Kapanmayan Yara Seyitlerimiz’in Mezarları Nerede?” etkinliği;

-
2008 yılında Batı Avrupa’da 8 ayrı yerde “Dersim 38” üzerine yapılan  sempozyum, panel ve gece ;

-
03.11.2009 tarihinde Cumhurbaşkanı ve Başbakana „Demokratik Açılım ve Dersim’in Talepleri“ dosyasının sunulması. Aynı yıl içinde 72 yıl sonra ilk defa Dersim ve Elazığ Buğday Meydanı’nda basın açıklamalarının yapılması ve   Dersim halkının taleplerinin dile getirilmesi;

-
6 Mart 2010’da yapılan „Dersim Tertelesi Tarihini Tesbit Konferansı“ 4 Mayıs’ın Dersim Tertelesini Hatırlama Günü olarak ilan edilmesi. Konferans Sonuç Bildirgesi „1937/38 Dersim Tertelesi Dersim halkına yönelik baskı ve asimilasyon politikalarının toptan bir imha haline dönüşme tarihidir ve 4 Mayıs, Dersim Tertelesi’nin günü olarak kabul edilmiştir. Dersim 38 Tertelesi`nde katledilen insanların anıları önünde saygı ile eğilirken, katliamı uygulayan, gizleyerek suç ortaklığı yapanları şiddetle kınıyoruz” denilmektedir..

- 72 yıl sonra ilk defa toplu katliamların yapıldığı Halvoru 38 Kayalığı ve Golê Chetu’da anmaların  yapılması.

 

Dersim Sözlü Tarih Projesi ve FDG

Yukarıda da belirtildiği gibi, Dersim cemaatleri baştan beri Dersim tarihine özel bir ilgi gösterdi ve daha  FDG kurulmadan  başta Köln Dersim Cemaati olmak üzere bir çok cemaat arşivleme çalışmaları yaptı. FDG kuruluş aşamasında ise “Dersim 1937-38 Arşiv ve Dökümantasyon Merkezi”nin kurulması çalışmaları başlatıldı. 13 Haziran 2009 tarihinde yapılan 4. Avrupa Dersim Kültür Festivali çağrısında “Zaman geçirmeden 1938’in tanıkları ile mülakatların yapılacağı ve kayıtların görsel ve yazılı olarak güvence altına alınacağı” duyuruldu.

FDG her zaman 1937-38 Dersim soykırımı hakkında yapılacak çalışmaların akademik kriterlere ve uluslararası standartlara uygun olması gerektiğine inandı. FDG Dersim Tertelesi’ni dünyaya anlatma, bu soykırımın Türkiye’nin resmi olarak kabul etmesini sağlama gibi hukuki, siyasal çalışmaları yaparken, sözlü tarih komitesinin mutlak bir akademik özerkliğe sahip olması gerektiğine inandı. Dersim 1937-38 Sözlü Tarih Projesi Komitesi soykırım alanında çalışmalar yürütmüş, alanında uzman bilim adamlarının yanısıra, Dersim halkının kültürünü, inancını ve dilini iyi bilen Dersimlilerden oluşmaktadır. Projenin Akademik Danışma Kurulu’nu oluşturan dünyaca tanınmış uzman kişiler ise bu çalışmayı akademik kriterler çerçevesinde yürütülmesini sağlamaktadırlar. Komite kişiye göre iş değil, işe göre kişi prensibi ile çalışmaktadır.  FDG,  1937-38 Davası’nın bütün Dersim’in davası olduğunu, dolayısıyla bu projenin bütün Dersim halkına ait olduğunu vurgulayarak geniş katılım ve sahiplenme çağrısında bulunuyor.

 

Dersim 1937-38 Sözlü Tarih Projesi’nin Devamlılığı

Dersim kültürü ve tarihi önemli ölçüde babadan oğula anlatılan sözlü tarihtir.

- Dersim’in coğrafi konumu, tarih boyunca merkezi hükümetlerin askeri saldırısına maruz kalması, 1938 öncesi açılan okulların da asimilasyon amacıyla resmi dilden ve resmi ideolojiye hizmet etmesi Dersim tarihinin yazılı hale gelmemesinin nedenleri arasında sayılabilir.

- Diğer bir etmen ise Kızılbaş Dersim Alevilerin kendi ibadetlerini gizli yapmaları, kendi inançsal ve etnik kimliklerini gizleyerek yaşamak zorunda olmaları tarih ve kültürün yazılı hale gelmemesine vesile olan diğer etmenler arasında sayılabilir.

- Dersim Tertelesini yaşayan kuşak “Biz gördük, biz çektik, siz görmeyin niye bu meselenin peşine düşüyorsunuz, olan oldu başınızı belaya sokmayın” endişesi ile yaşanılanlar genç nesillere anlatmadı.

Dersim’in tarihi ve kültürü yüzyıllardan beridir kulaktan kulağa aktarılma şeklinde günümüze kadar gelmiştir. Canlı tanık anlatımları hala Dersim halkının günlük sohbet konuları arasında önemli bir yer tutmaktadır ve dersimliler bu terihsel olaya uluslararası perspektif ile bakmayı başaramadılar. İkinci dünya şavaşının gölgesinde yaşanan bu insanlık dışı hadisenin Türkiye ve dünya kamuoyuna anlatılması ve tarih ile yüzleşme ne yazık ki ancak 72 yıl sonra yapılmaktadır.

Devlet tarafında bakıldığında ise koyu bir inkar ve unutturma çabaları hakimdi. Sıx Said, 1915 Ermeni hadiseleri resmi ideolojininin bakış açısıyla verilirken 1937-38 Tertelesi tarih kitaplarında hiç yer almadı. Devlet bir yandan Dersim 38’i unutturmaya çalışırken diğer yandan Dersim 1937-38’in celladı Abdullah Alpdoğan’ın ismi Dersim’de bir mahalleye ve Elazığ’da bir kışlaya verilmekteydi. Yine kendi itirafi ile Dersim’e 50 kiloluk bombalar yağdıran Mustafa Kemal’in manevi kızı Sabia Gökçen ismi İstanbul’da bir havaalanına verilmektedir.

Dersim’i yok etmek amacıyla hazırlanan “Dersim Raporları”, çoğunlukla katillerin kendi katliamlarına zemin hazırlamak yada işledikleri insanlık suçlarını haklı çıkarmak amacıyla yazılmışlardır. 1937-38 Dersim Tertelesi tanıkları ile yapılacak mülakâtlar aracılığıyla tarihin karanlık bir sayfasının aydınlatılması amaçlanmaktadır. II Dünya Savaşı’nın gölgesinde işlenen bu insanlık suçu ne yazık ki Türkiye’de ve uluslararası düzeyde çok az bilinmektedir. 1938 vahşetini yaşayan tanıklar, hâlâ o yıllara ait yaralarla aramızda gezerlerken ve kimi hâlâ kaybolan akrabalarını arıyorken onların doğrudan  tanıklığına başvurmadan yapılacak herşey eksik olacaktır. Dersim Tertelesinin tanıkları ile yapılacak söyleşiler katliama gerekçe yaratmak için yazılan raporlara, Dersim İsyanı gibi saptırmalara ve bilgi kirliliğine bir ölçü de cevap olacaktır.

Yapılan bu söyleşiler kurulacak arşiv merkezleri aracılığıyla dünya kamuoyunun, bilim ve sanat dünyasının hizmetine sunulacaktır. Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu dünyada yaşanmış örneklerden de yararlanarak çalışmanın sürekliliğini güvence altına alacaktır. Bu tarihsel tanıklıkların mutlaka gelecek kuşaklara taşınması gibi çok önemli bir görevimiz vardır. FDG kurumsallaşmaya ve sürece uygun çalışmaların zamanında yapılmasına büyük bir önem vermektedir.


1938’in Çocukları ile Söylesilerin Önceliği

Dersim Tertelesinin üzerinden 73 yıl geçti. Yani 37’de doğan bir çocuk bugün 73 yaşındadır. Dersim Tertelesi’nin yetişkinlerinin çok büyük bir kısmı Hakkın rahmetine kavuştu, 38’in çocuklarından ise hala aramızda olanlar var. Proje tanıtım broşüründe yazdığım yazıda “Çok değilbundan on yıl sonra bize “Kırmanciye’yi yaşamış, 38 Katliamını yaşamış bir tek canlı tanık bulup konuşun” denilse, birilerini bulabilecek miyiz? Kültürümüzü ve tarihimizi yaşamları ile sözlü olarak  bize kadar taşımış olan Kırmanciye’nin son tanıkları göz göre göre kaybolup gidiyorlar ve biz hiç bir şey yapmadan onları edebi ikamekgahlarına taşıyoruz... Bu yazının yazıldığı saatlerde bile 38 Tertelesi’nin tanıklarını kaybetmeye devam ediyoruz. Zamana karşı acımasız bir yarış halindeyiz, elimizi çabuk tutmamız gerekiyor. Bir süre sonra milyonlar da bağışlansa, en iyi tarihçilere de sahip olsanız bazı şeyleri geri getiremezsiniz... Yarın çok geç olacak, son tanıklar göçmeden bir şeyler yapmalıyız”


İkinci ve Üçüncü Kuşak

Dersim 1937-38’in tanıkları ile yapılacak söyleşileri ikinci ve üçüncü kuşak ile yapılacak söyleşiler takip edecektir. Dersim Tertelesi bu kuşaklara nasıl taşındı, onlar Dersim 38 ile nasıl yüzleştiler, hangi traumalar nasıl taşındı? Dersim 38 anlık yaşanmış ve orada kalmış bir tarihsel moment değil etkileri ve sonuçları günümüze kadar taşınmış canlı bir olaydır. Üniversiteler ve Enstütüler ile yapılacak ortak çalışmalar ile yukarıda anılan ve anılamayan soruların cevapları aranacaktır.


Dünya Dillerine Çevrilmesi

Söyleşiler tanığın konuşmak istediği dilde yapılmaktadır. Tanıklar zaman zaman söyleşi esnasında iki dili bir arada kullansalar da, büyük bir çoğunluk başından geçenleri anadilinde anlatmaktadır. Çocuk yaşta olan bu tanıkların 19. yüzyılın bu büyük trajedisinin yaşandığı sırada  yanlızca ana dillerini konuşabildiklerini öğreniyoruz.  Tanıklıkların büyük çoğunlukla bu dilde yapılmasını bu nedenle doğal karşılıyoruz.

Dersim 38’in tanıkları ile yapılan söyleşiler süreç içerisinde başta İngilizce ve Almanca olmak üzere diğer dünya dillerine çevrilerek bütün insanların, bilim dünyasının hizmetine sunulması amaçlanmaktadır.

 

Kitap Olarak Basılması

Görsel olarak kayıt altına alınmış ve yazımı yapılmış söyleşilerin belli başlı dünya dillerinde de kitap olarak basılması başlıca amaçlarımız arasındadır. Dünya’nın belli başlı kütüphanelerinin arşivine girecek bu belgeler sayesinde isteyen herkes Dersim Tertelesi üzerine doğrudan bilgi sahibi olabilecektir.


Dersim 1937-38 Arşiv ve Dökümantasyon Merkezleri

Biri Dersim’de, diğeri Avrupa’da olmak üzere iki adet Dersim 1937-38 Arşiv ve Dökümantasyon Merkezi’nin kurulması hedeflenmektedir. Yapılan söyleşiler, toplanan fotoğraf ve  belgeler bu merkezlerde bir araya getirilerek akademik çalışma yapmak isteyen bilim dünyasının, film ve belgesel çalışmalar yapmak isteyen şahısların ve   ailesinin akabeti hakkında bilgi sahibi olmak isteyen Dersimlilerin hizmetine sunulacaktır.  Keza 1938 öncesi sosyal, kültürel ve inançsal yaşam hakkında araştırma yapmak isteyen araştırmacılar için de bu arşivler zengin ve güvenilir bir kaynak oluşturacaktır. Dersim 1937-38 Arşiv ve Dökümantasyon Merkezleri’nde toplanan bilgiler dijital ortama da aktarılacak ve böylece bilgilere hızlı bir şekilde ulaşmak mümkün olacaktır. Bu merkezlerde toplanan bilgiler sayesinde sağlıklı ve güvenilir araştırmaların yapılması mümkün olacak ve yaşanan trajedinin resminin çizilmesine olanak sağlanacaktır. Dersim’e gelen kişilerin gezebilecekleri, Dersim tarihi hakkında bilgi olabilecekleri, öğrencilerin gezerek tarihi öğrenebilecekleri bir merkez olacaktır.

Akademiya Dersim

Dersim’in tarihsel, kültürel, inançsal ve dilsel zenginliklerini araştırıp açığa çıkaracak, bu verileri akademik dünyanın dikkatine sunacak, sözlü olan tarihi zenginlikleri görsel ve yazınsal olarak kayıt altına alacak bir akademinin kurulması kaçınılmaz bir görevdir.

Üniversiteler ile Dersim kültürü arasında köprü kuracak olan Akademiya Dersim’in özerk olması ve akademisyenler tarafından kurulması, çalışmaların akademik kalitesi bakımından önemlidir.


Dersim Halkının Talepleri

Dersim halkı hiçbir zaman maruz kaldığı katliamları bir kan davasına dönüştürmedi. Töremizin, kültürümüzün bize öğrettiği insan sevgisidir, intikam duygusu değildir. Toplumsal barışa ve kardeşliğe bir çağrı yapıyoruz. Devletin kendi insanını bir „tehdit unsuru” olarak gören politikalara son vermesini ve toplumsal barış ve huzur için geçmişte yaşanmış acılarla yüzleşilmesini istiyoruz. 1937-38 yıllarında Dersim’de yaşanan büyük zulmün açığa çıkmasını istiyoruz.

1937-38 Dersim Tertelesi sadece bir defaya mahsus yaşanmış bir katliam değildir; 1937-38 katliamı, Osmanlı-Türk devlet yapısına aykırı düşen bir yaşam tarzına ve yine buna eşlik eden siyasi, sosyal ve kültürel bir kimliğe sahip bir topluluğa karşı yönelmiş, grubun yaşam tarzını ortada kaldırmayı hedefleyen ve asırlara dayanan bir geçmişi olan bir husumetin ürünüdür. Dersimliler, egemen Osmanlı-Türk devlet geleneği ile çelişen yaşam tarzları, sosyal-siyasal ve kültürel kimlikleri nedeniyle sürekli olarak baskı, terör ve asimilasyona maruz kaldılar ve bir imha politikasının hedefi oldular.

“Tunceli Tenkil Harekatı“ olarak bilinen Dersim halkına yönelik toplu imha kararı 4 Mayıs 1937’de yapılan bir Bakanlar Kurulu toplantısında alınmıştır. Aynı gün Dersim toprakları bombalanarak yüzlerce, kadın, erkek, yaşlı, çocuk sivil öldürülmüştür. Yaklaşık olarak iki yıl süren askeri operasyonlarda onbinlerce Dersimli katledilmiş, bir o kadarı da bilinmedik yerlere sürgün edilmiş, aileler parçalanarak, tek tek köylere, ilçe ve vilayetlere dağıtılmıştır. 1937’de Dersim’in önde gelenleri hukukdışı bir şekilde idam edildiler. İdam edilen Dersim seyitlerinin yakınları, bugün hâla dedelerinin mezarlarını aramaktadırlar. 1938‘de evlatlık verilen ya da kimsesizler yurduna gönderilen binlerce çocuk vardır. Gazeteler hâlâ kayıp kardeşlerini/ yakınlarını arayan insanların haberleriyle doludur. Dersim 38 ile koca bir nesil anasız-babasız bırakıldı. Bizler, nenemizi, dedemizi ve yakın akrabamızı tanıma olanağından mahrum edildik. Çoğumuz kardeş, amca, dayı, hala duygusundan yoksun büyüdü. Annesiz, babasız ve yakın akrabasız yaşamanın ne demek olduğunu belki de Dersimliler kadar kimse bilemez. Bu duyguyu ancak benzeri soykırımlara uğramış topluluklar bilir ve anlarlar.

Özetle, 1937-38 Dersim Teltelesi Dersim halkına yönelik baskı ve asimlasyon politikalarının toptan bir imha haline dönüşmesinin ürünüdür.  4 Mayıs Dersim Tertelesi’nin başlatıldığı gün olarak kabul edilmiştir.

4 Mayıs“ın hükümetçe de 1937-38 Dersim Tertelesi‘nin anma günü olarak kabul edilmesini istiyoruz. İş başında hangi hükümet olursa olsun, her yıl 4 Mayıs‘da resmi bir açıklamanın yapılmasını, üzüntülerin dile getirmesini ve katliamda hayatlarını kaybedenlerin hatırlanarak, anılarına saygı gösterilmesini istiyoruz.

1937-38 Dersim Tertelesi`nde katledilen insanların anıları önünde saygı ile eğilirken, katliamı uygulayanları, gizleyerek suç ortaklığı yapanları şiddetle kınıyoruz.

Tarihi hatırlamanın ve katledilenlerin anıları önünde saygıyla eğilmenin ülkemizde ilerde benzeri kitlesel katliamların yaşanmaması ve insan haklarına saygılı, barışı sağlamış  demokratik bir toplumun kurulabilmesi için çok önemli olduğuna inanıyoruz.



Türkiye’nin medeni dünyada hakettiği yeri alması için:

Çağımız tarihle yüzleşme ve geçmiş hatalardan dolayı özür dileme çağı olarak anılıyor. Medeni ülkeler, farklı dil, inanç ve kültürleri bir zenginlik olarak kabul ederek koruma altına alıyorlar. Kendisinden farklı olanlara karşı yapılan haksızlıkların sorumluları, kendi gerçekleri ile yüzleşerek mağdurlardan özür diliyorlar. Yahudilere karşı Hitler’in soykırım politikası ile yüzleşen Almanya, 1911-47 yılları arasında sömürgeci politikaları yüzünden Libya’dan özür dileyen İtalya, yıllar önce kendi coğrafyasından kovduğu Musevilere yönelik politikalarıyla yüzleşen İspanya, II. dünya savaşı öncesinde ve sırasında Asya’da mağduriyete sebep olan politiklarıyla yüzleşen Japonya; yakın bir tarihte çalınmış kuşak‘tan ve Avustralya yerlileri Aboriginilerin torunlarından özür dileyen Avusturalya, 1990’lara kadar sürdürülen asimilasyon politikalarıyla yüzleşen ve yerlilerden özür dileyen Kanada ve Amerika bunlardan sadece bazılarıdır. Holocaust sırasındaki rolleri nedeniyle komisyonlar kuran, bu rolleri nedeniyle özür dileyen Baltık ülkelerini, Romanya ve İsviçre‘yi saymıyoruz bile.

Tarihleriyle yüzleşmek bu devlet ve toplumları küçük düşürmedi aksine saygınlık kazandırdı. Türkiye de ancak kendi tarihi ile yüzleşebilirse, bu onurlu toplumlar ailesine katılabilir . Ülkemizde barış ve demokrasinin yolu geçmişin acıları ile yüzleşmekten geçer.

Evet bu ülkelerde yüzleşmelerden sonra kıyamet kopmadı, tersine buralarda toplumsal iç barışa ve yaşanan trajedilerin unutulmasına yönelik önemli gelişmeler oldu. Bunun için yeni olanaklar ve yollar açıldı.


Başbakana Çağrı

Buradan Sayın Başbakan Erdoğan’a açık bir çağrıda bulunuyoruz: “Dersim Katliamı“ dediniz, „elimde belgeler var“ dediniz, bu sözlerinizi geleceğimize ilişkin bir umut ışığı olarak görmek isteriz. Eğer samimi iseniz ve Dersim’in acılarını basit politik bir argüman olarak suistimal etmek istemiyorsanız  “Dersim Katliamı“na ilişkin elinizde var olduğunu söylediğiniz belgeleri bizlerle ve kamuoyu ile paylaşarak adaletin yerini bulmasına yardımcı olunuz.. Siz de bilirsiniz ki, cinayetin belgesini ve bilgisini saklamak suçtur. Cinayetin belgesini rakiplerinizi tehdit için kullanmak yerine, yarınlarımızı aydınlatmak için kullanınız.

“Dersim’de 50 binkişi katledildi” dediniz. Dersim bombalanırken Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, Başbakan ise 1937’de İsmet İnönü ve 1938’de Celal Bayar’dı. Bugünkü devletin yöneticileri ise sayın Cumhurbaşkanı Gül ve sizsiniz. Devlette süreklilik vardır, Devletin yaptığı haksızlıkların giderilmesi görevi bugün sizin omuzlarınızdadır. Dolayısıyla sayın Başbakandan yasal ve ahlaki sorumluluklarına uygun davranarak belgeleri açıklamasını bekliyoruz. Arşivler açılsın, bilinenler açığa çıksın ki Türkiye kendi gerçekleri ile yüzleşebilsin ve karanlıklar aydınlanabilsin. Elinizdeki bilgileri saklamaya devam ettikçe bizi de kendinizi de, Türkiye insanını da karanlıkta bırakmaya mahkum etmiş olacaksınız. Karanlıktan çıkmak için yalnızca ışığı öven konuşmalar yapmak yeterli değildir. Dersimliler  artık ışığın kendisini görmek istiyorlar.

FDG ve DEDEF bir süre önce hükümet’den taleplerini bir basın açıklaması ile kamuoyuna açıkladılar. Bu açıklamada Dersim Halkı’nın talepleri şyle sıralandı

1. Bizler, 1937-38’de yaşananlar için resmi bir özür bekliyoruz. İnsanlık değerleri ayaklar altına alınarak imha edilen büyüklerimizi, onurlarının iade  edilmesini istiyoruz. 4 Mayıs resmen Dersim’in acılarını paylaşma günü ilan edilmelidir.

2.
15 Kasım 1937 tarihinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Dersim’in önderlerinin mezar yerlerini aradan geçen 73 yıl sonra açıklanmalı ve TBMM itibarlarını iade edilmesi yasası çıkarılmalıdır.

3.
1938 tarihinde evlatlık verilen, çocuk esirgeme yurtlarına verilen ya da dönemin yetkililerince kendi üzerlerine kaydedilen Dersimli yetim çocukların tam listesi açıklanmalıdır.

4.
Dersim bugünkü “Tunceli” olarak değil tarihi sınırları ile tanınmalı ve başta Dersim ismi olmak üzere değiştirilen bütün yer isimleri iade edilmelidir.

5.
Dersim’i yok etmenin bir parçası olarak planlanan Munzur, Harçik ve Peri Vadilerindeki baraj inşaatlarının durdurulmalıdır.

6.
Dersim halkının kendi topraklarında kendi dilleri, inancı ve kültürü ile güven içerisinde yaşayabilmesi güvence altına lınmalı ve bu güne kadar uğradıkları zararlar tazmin edilmelidir.

7.
Bütün arşivler açılmalıdır.

Dersim 1937-38 Sözlü Tarih Projesi nedir?

Dersim 1937-38 Sözlü Tarih Projesi, 1937- 38 etrafındaki bilgi boşluğunu doldurmak, hayatta kalanların ve onların çocuklarının anlattıklarının ge­lecek kuşaklara aktarılması amacıyla başlatılmıştır. Katliamı ve sürgünü yaşamış, bugün hayatta olan insanlarla görüşmeler yapmak, çalışmanın birincil amacıdır. Çalışma ciddi bir zaman problemi ile karşı karşıyadır. Bekleme lüksü yoktur. 1937-38 acısını yaşamış insanlar kuşağı yavaş yavaş hakkın rahme­tine kavuşuyorlar. Onlar aramızdan ayrılmadan hepsi ile görüşebilmek ve bildiklerini gelecek kuşaklar için kayda almak gerekiyor.