Dersim 38 bütün Dersimlilerin davasıdır

Salı, 20 Şubat 2007 1642

Dersim’in 7 Büyüğü (bazı kaynaklara göre 9, bazılarına göre ise 11 kişi) 15 kasım 1937 tarihinde idam edildiler. Geçen yıl Seyit Rıza’nın torunu Rüstem Polat’ın dedesinin mezarların yerini öğrenmek için Elazıg’da dava açtı.
Bu dava “Atalarımızın Mezarı Nerede?” kampanyasına dönüştü ve Dersimlilerce yakın bir ilgi ile takip ediliyor. Federasyonumuz, TUDEF ile beraber bu kampanyayı örgütlemektedir.

Dersimlileri meşgul eden diğer bir gündem ise “Anma Günü’nün tespiti.” 1937/38 kıyımının üzerinden 70 yıl geçmesine rağmen maalesef hala ortak bir anma günümüz bile yok. Avrupa’da yaşayan Dersimliler 29 Eylül 2007`de toplanarak bu konuyu etraflıca tartıştılar. Yine “Dersim 38 Girişimi” çalışmalarına devam ediyor. Türkiye’de ise TUDEF ve Munzur Aydınlar Platformu bu konu üzerinde çalışma yürütüyorlar. “Anma Günü” ilk defa da tartışılmıyor, daha önceleri de mütakip kereler, tartışıldı ve kararlar alındı. Ancak ne yazık ki bu güne kadar bütün Dersimlilerin üzerinde mutabık kaldıkları bir gün tespit edilmiş değil, realite bu. Üç tarih üzerinde tartışmalar yürütülüyor.

4 Mayıs. Bilindiği gibi 4 Mayıs 1937 tarihinde toplanan Bakanlar Kurulu’nun “1937 YILINDA YAPILAN TUNCELİ TENKİL HAREKATINA DAİR BAKANLAR KURULU KARARI“ aldığı tarihtir. Güçlü vurgularla Dersim’in imhasının hukiki zemini oluşturuyor. Resmi belge olarak uluslararası alanda dayanak oluşturması vesilesi ile 4 Mayıs’ın “Roza şiae” ilan edilmesi isteniyor.

15 Kasım. Kimileri bunu 17/18 Kasım olarak da yazmaktadır. Ancak yapılan araştırmalar sonucu, idamların 14/15 Kasım’da yapıldığı saptanmış durumda. 15 Kasım diyen arkadaşlar, bu tarihin Dersim’in Büyükleri’nin asıldığı gün olması ve bu güne kadar yapılan anmalar vesilesi ile zaten bir hassasiyetin oluştuğunu toplum tarafından benimsenmesinin daha kolay olacağını ileri sürüyorlar.

12 Temmuz. Bu tarih de büyük harakatın başladığı belirtiyor. Ayrıca kimin ne diyeceğinin öneminin olmadığını aslolan bir toplumun kendi kabulü olduğunu 12 Temmuz’un günün daha anlamlı olacağını ileri sürüyorlar.

Tarihler hakkında fikir beyan eden arkadaşlar, çok anlamlı ve haklı gerekçeler ileri sürüyorlar. Bu günlerden hangisi “Raza Şiae” olsa yanlış olmaz. İlle de benim dediğim olmalı zihniyeti ile hareket etmek yerine, tartışmaya ve uzlaşmaya açık olmak gerekir. Aradan 70 yıl geçmiş ama Dersimliler’in ortak olarak andıkları, mezarları ziyaret ettikleri, çıla yakıp dua ettikleri, ölülerinin hayırına yemek verdikleri bir günleri yok. Anlaşılması gereken nokta burasıdır, her kurumun, siyasal çevrenin kendisine göre günü olmaz, Dersim’in Günü olur. Geniş bir katılım ve dersimi bir mutabakat ile bir karar alınmalıdır, anınan bu kararın gerekleri de yerine getirilmelidir.

Aradan geçen 70 yıla rağmen Türk tarih kitaplarına göre böyle bir hadise hiç yaşanmadı. Türk aydınları bilgisiz ve tepkisiz. Dünyada bu haksızlığı tam olarak bilen kurum yada devlet hemen hemen yok. Türk devletinin politikası bu sorunu unutturmak üzerine kurulu. Unutmaması gerekenler ise Dersimlilerdir. Dersim 38’i, Dersimliler ulusal ve uluslararası alanda gündeme getirmezlerse bu dünyada Dersim Sorunu’nu gündeme getirecek başkaca kimse yok. Ancak biz bu sorunu gündeme taşırsak diğer kurumlar ve devletler de gündemine alırlar.

Tarihi haksızlığı gidermek için

  1. Mezarların yeri açıklanmalı, maktullerin emanetleri yakınlarına iade edilmelidir. Dersim Seyitleri’nin mezarları kutsal Dersim topraklarına taşınmalıdır.
  2. 1938 katliamından sonra ailelerinden koparılan veya aileleri katledilen kimsesiz çocukların akibeti açıklanmalıdır. Evlatlık edinilen yada Çocuk Yetiştirme Yurtlarına verilen Dersimli çocukların tam listesinin açıklanmalıdır. Böylece parçalanmış aileler yaşayan aile breyleri ile ilişki kurabilirler.
  3. Sürgün edilenlerin tam listesi, bunlardan ne kadarının geri döndüğü ne kadarının kaldığı açıklanmalıdır, döneme ait bütün arşivler açılmalıdır.
  4. 1937/38 katliamında ne kadar insanın hayatını kaybettiği açıklanmalıdır.

Dersim 38 davası bütün Dersimlilerin davasıdır. Bu dava yanlızca kurumlara yada aydınlara havale edilemeyecek kadar önemlidir. Dersim kendi davasına sahip çıkmalıdır. Dersim 37/38 davası siyasal çıkarlara kurban edilmeden, kriminalize edilmeden, mahsumiyet ve gerçeklik hattında yürümelidir. Bu davanın çok boyutları olduğu unutulmamalı. Bu dava uzun soluklu sabırlı bir çalışmayı zorunlu kılmaktadır.

Amacımız, kin ve nefret uyandırmak değil, intikam almak hiç değil. Şiddetden ısrarla uzak durmalı ve çağimızın gereklerine uygun mücadele yöntemleri geliştirmeliyiz. II. Dünya Savaşı’nın gölgesinde gerçekleştirilen bu insanlık süçu açığa çıToplum olarak hakkımızı aramamız gerekir. Özellikle parlamentodaki temsilcilerimiz bu konuyu gündeme taşıyarak, aydınlatılmasına yardımcı olabilirler..

Yaşar Kaya
20 Kasım 2007 / Köln

Dersim’in Çığlığını Duyun, Siyaseten İstismar Etmeyin!

Salı, 01 Mart 2011 1708

24 Şubat 2011 tarihinde bir gazetecinin sorusu üzerine CHP Genel Başkanı sayın Kılıçtaroğlu; Başbakan’a bir çağrıda bulunarak Dersim Arşivlerinin açılmasını istedi. Başbakan Erdoğan bu konuda herhangi bir açıklamada bulunmadı ancak AK Parti adına bir açıklama yapan Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik ise „”Gerek Genelkurmay arşivindeki belgelerin gerekse Başbakanlık arşivindeki belgelerin incelenmesi sonucunda esas zora düşecek olan, esas foyaları ortaya çıkacak olan CHP’dir” devamında „AK Parti o zaman yoktu“ dedi.

Türkiye Cumhuriyetini yöneten ve yönetmeye talip kimselerdeki bu tarihi sorumluluktan uzak açıklamaları üzülerek takip ediyoruz. Sayın Başbakanın tabiri ile „50 bin mahsum insan ketledildi.“ İkinci Dünya Şavaşının gölgesinde Anadolu’da yaşanan bu büyük insanlık trajedisi karşısında Kılıçtaroğlu „ben o tarihte doğmamıştım“ derken iktidar partisi ise „biz o tarihte kurulmamıştık“ demektedir. Sayın Kılıçtaroğlu’nun o tarihte doğmamış olması, AK Parti’nin o tarihte kurulmamış olması Dersim 38 Tertelesinde onbinlerce mahsum insanın uçaklarla bombalanarak, gazlarla zehirlenerek, süngülenerek yada kurşuna dizilerek katledilmeleri karşısındaki sorumluluklarını ortadan kaldırabilir mi?

Sayın Erdoğan, devlette süreklilik vardır, Dersim Tertelesinde Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, Başbakan ise İsmet İnönü ve Celal Bayar’dı, bugün devletin yöneticileri ise sayın Cumhurbaşkanı Gül ve sizsiniz. Devletin yaptığı haksızlıkların giderilmesi görevi bugün sizin sorumluluğunuzdadır. Biz 1937-38’de katledilenlerin çocukları, torunları, akranları olarak sayın Erdoğan’ın samimiyetine inanmak istiyor ve somut adımlar atmasını bekliyoruz. Sayın Başbakan Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu olarak daha size defalarca çağrıda bulunduk taleplerimizi bir dosya olarak size sunduk ancak bu güne kadar miting meydanlarında söylediğiniz sözlerden ileri hiç bir adım atmadınız.

Sayın Kılıçdaroğlu arşivlerin açılmasını istemeniz olumlu bir gelişmedir bu talebinizin ve Dersim hakikatlerinin açığa çıkarılmasının takipçisi olmanızı bekliyoruz. Sayın Kılıçdaroğlu devletin arşivleri hala gizli ancak gerçekleri küflü raflarda aramayın bunun için Nazimiye’ye bir seyehat yapmanız ve canlı tanıklarla görüşmenizi öneririz. Federasyonumuzca yürütülen „Dersim 1937-38 Sözlü Tarih Projesi“ çerçevesinde yapılan söyleşilerde sizin 40 akrabalarınızın Düzgün Baba eteklerinde nasıl süngülenerek öldürüldüklerini anlatan tanık anlatımları arşivlerimizde mevcut, arzu ederseniz size iletebiliriz.

CHP ve BDP’den bazı milletvekillerinin verdiği soru önergeleri yeterli değildir, bizim başta CHP olmak üzere AK Parti ve BDP’den beklentimiz Dersim 1937-38 de yaşanan vahşetin bütün boyutları ile açığa çıkarılması için TBMM’de Dersim Hakikatleri Araştırma Komisyon’nun kurulması teklifini vermeleridir.

Dersim Halkının Çığlığını duyun, tarihiniz ile yüzleşin:

  1. Dersim halkı 73 yıldır devletten bir özür bekliyor. 4 Mayıs’ı resmen Dersim’in acılarını paylaşma günü ilan edin. Tarihle yüzleşmek devletleri ve toplumları küçük düşürmez, aksine saygınlık kazandırır. Türkiye ancak kendi tarihi ile yüzleşerek medeni ülkeler arasındaki yerini alabilir.
  2. 15 Kasım 1937 tarihinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Dersim’in önderlerinden Seyid Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerini aradan geçen 73 yıl sonra açıklayın.
  3. 1938 tarihinde evlatlık verilen, çocuk esirgeme yurtlarına verilen ya da dönemin yetkililerince kendi üzerlerine kaydedilen Dersimli yetim çocukların tam listesini açıklayın. Aradan 72 yıl geçmesine rağmen, yüzlerce insanımız kendi akrabalarını aramaktadırlar, hayatlarının son dönemini yaşayan bu mağdurların acılarını dindirin.
  4. Dersim’i yok etmenin bir parçası olarak planlanan Munzur, Harçik ve Peri Vadileri’ndeki baraj inşaatlarını durdurun, Dersim halkının çığlığına kulak verin.
  5. ‘Dersim 1937-38 Katliamını Araştırma ve Hakikatleri Araştırma Komisyonu’ kurun.
  6. Dersim’de yapılan katliamın planlayıcısı ve uygulayıcısı hiç kuşku yok ki CHP’dir. CHP katliamdaki rolünü kabul etmeli ve Dersim halkından resmen özür dilemelidir, Onur Öymen gibi kafatasçıları partiden ihraç etmelidir. Parti ve devlet politikaları ile cesurca yüzleşmelidir.

1 Mart 2011-03-01
FDG Genel Başkanı
Yaşar Kaya

Dersim Kahramanları Kutsal Topraklarına Kavuşuyor

Pazar, 14 Şubat 2016 1658

“Ma new serri ra tepia surguniye ra peyser amayme. Ma ke kotime Taxt, Hewsê pirê ma uza vi. Pirê cê piyê mı dewede vefat kerd vi hewse xo dewe de vi. Piyê mı ame uza hard de merediya ra; vake “Ya Klawuzê Hewsê piri. Khelê xo bırna, phoşti ser merediya ra, xo çarna ve Qulva; vake: “Haqo tu na hard mıre nasıv kerd endi emanate hu bize!”

(9 yıl sonra sürgünden geri döndük. Biz Taxt’a girdik bizim pirin anıt mezarı oradaydı. Pirimiz bu köyde vefaat etmişti. Babam mezar taşını öptü, toprağa sırtüstü yattı, önünü “Qulwaya” dediki: “Allahım çok şükür ki sen bana bu kutsal toprağa dönmeyi nasip ettin, artık emanetini al) (Sewguli Yaman, 11 Ocak 2011 München)

“Khalıkê mı nêwes vi, merdene ra nêtersene, tersene ke meyitê xo geriviye de maneno. Vatene: Rozê yena ef vecino, sıma pêyser sonê, ez ke naza bımrine mezela mı na ğeriviye deteyna manena. Raşti ki mezela Khalıkê mı Konya’de mende.”

(Dedem hastaydı, ölümden korkmuyordu, korkusu kutsal topraklara kavuşmadan ölmekti. Mezarı “ğeriviye de” kalacaktı. Derdi ki “gün gelir af çıkar ve siz geri gidersiniz, eğer ben burada ölürsem mezarım bu gariplikte kalır. Gerçekten de dedemin mezarı Konya’da kaldı. İbrahim Ağa’nın Torunu İbrahim Aktaş)

Cıvrailê Kheji
Cıvralê Kheji Demenanların önde gelenlerinden. „Ben giderim aşiret kurtulur bu fakir fukaraya sebep olmayayım“ kaygısı ile gidip tesli oldu. Diger Dersim „Ağler“leri gibi o da Elazığda görğlen mahkemede idam kararı aldı ancak yaşı nedeniyle cezası ömür boyu hapse çevrildi ve İzmir Bergama cezaevine gönderildi. Bergame cezaevinde Hakkın Rahmetine kavuşan Civrail Ağa kimsesizler mezarlığında yatıyor

Qemer Ağa
Oğlu Fındık Ağa 15 Kasım 1937 tarihinde Seyit Rıza Usenê Seydi ve diğer Seyitler ile birlikte idam edildi. Kendisi ise Bolu Cezaevine gönderildi ve bir rivayere göre orada zehirlenerek öldürüldü. Gerçek olan bir şey var ki Qemer Ağa da diğer kader arkadaşları gibi hala kimsesizler mezarlığında yatıyor.

Lazê Usenê Seydi Hese Use
“Mı zulum dest kerd xo feka aed xelesna Nêzone ke felek kuno ra mı dıme ra eyeno Eskısehıro vesae”
(Annesi Guluse)

Usenê Seydin biricik oğluydu, babası idam edildiğinde kendisi henüz kundakta sayılırdı, bütün akranları ve Kureşanlılar Usenê Seydin emaneti üzerinde hassasiyet ile titriyorlardı. 1938 de annesi Guluse ve kardeşleri ile beraber Eskişehir Yeniköy’e sürgün edildi. Hese Use bu köyde öldü ve Ablası Mekeke ve iki çocuğu da aynı köyde defnedildiler.

Oğlunun yanına gömülemeyen annesi Guluse bağrına 60 yıl sakladığı oğlunun yeleği ile defnedildi. Hese Use hala kutsal topraklardan çok uzaklarda yatıyor.

Alişer Beg ve Zarifa Xanıme

Alişer Beg u Zarifa Xanıme Kuzey Batı Dersim’den Koçgiriden gelip İç Dersime sığındılar. Dersim’de saygın kişiliklerdi. Dersim’in onurunu yükseklerde tuttular, Dersim de bütün tehtitlere rağmen onları bağrına bastı ve teslim etmedi.
9 Temmuz 1937 Alişer Efendi, eşi Zarife ile beraber Rayver haini tarafından öldürülür. Alişer’in kesik başı jandarmaya teslim edilir. Başsız bedenleri ise törensiz ve kefensiz katledildikleri yere gömüldüler.

Dersim Kimsesiz mi ki, Dersim Kahramanları Kimsesizler Mezarlığında Yatıyorlar

Kayıp mezarlar Seyit Rıza’nın Torunu Rüstem Polat Avukatı Hüseyin Aygün aracılığı ile 2007 Eylül ayında açtığı dava ile yeni bir byuta taşındı. Aynı yıl FDG ve TUDEF “Khulê 70 Serre Mezelê Seydunê ma kotiê?/ 70 Yıldır Kapanmayan Yara Seyitlerimizin Mezarları Nerede? Kampanyası başlattı. Dört yıldır aralıksız yürütülen çalışma bu tarihi haksızlığı kamuoyunun gündemine taşımayı başardı. Ankara’da toplanan Büyük Alevi Kurultayı sonuç bildirgesindeki talepler arasında yer aldı. Dersim kurumlarının talepleri arasında yer aldı. İdam aldıkları halde edilmeyen bazı Dersim “Ağlerleri” ise cezaevinde Hakkın Rahmetine kavuştular. Bu kahraanlar ne yazık ki hala kimsesizler mezarlıklarında yatıyorlar.

Kefensiz ve mezarsız gidenlerimizin yanında kimsesizler mezarlığında yatan binlerce Dersim Kahramanı var. Onların en büyük korkuları kutsal topraklardan uzak “ğeriviye de” ölmek ve Welat’a kavuşamamalarıydı.

Dersim kimsesiz mi ki Dersim’in kahramanları kimsesizler mezarlığında yatıyorlar.

Onları kutsal topraklara getirip buluşturmak, bir tören yapmak onlara olan asgari saygımızdır.

Dersim’de bir “Mezelê 38i” yapıp kahramanlarımızı oraya defnetmek, kimsesizlerin kimsesi olmak istiyoruz.

Bu vesile ile Aileler, Dersim Kurum temsilcileri, hukukçular ve Dersim temsilcilerinden oluşan bir çalışma grubu kurarak istiyoruz.

Detaylar üzerinde tartışıp somut adımlar atmak için sizleri 27 Temmuz da yapacağımız toplantıya davet ediyoruz.

Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG)
Genel Başkan
Yaşar Kaya

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına ve Başbakanına açık mektup

Pazar, 14 Şubat 2016 1650

Sayın Cumhurbaşkanı, sayın Başbakan,

İstanbul’daki uluslararası bir havalimanına “Sabiha Gökçen” adının verilmiş olması biz Dersimlileri rencide etmektedir. Çünkü Sabiha Gökçen 1937-1938 yıllarında Dersim köylerinin bombalanmasına katılmış ve onbinlerce sivilin öldürülmesine yol açmıştır. Bundan dolayı dönemin Türk hükümeti pilot Sabiha Gökçen’e üzerinde “1938 Tunceli” yazan altın bir “üstün hizmet madalyası” vermiştir.

Medeni uluslar karanlık dönemlerde işlenen bu gibi insanlık dışı suçlar nedeniyle ne övünürler ne de faillere “üstün hizmet madalyası” verirler. 1937-1938 yıllarında Dersim’de bir savaş verilmedi ki, Sabiha Gökçen ulusal bir kahraman olarak madalyalara lâyık görülsün veya havalimanlarına adı verilsin! Kadın ve çocukların da içinde bulunduğu sivil insanların öldürülmesine katılan birinin bir kahraman olarak görülüp ismini havalimanına verilmesi işlenen insanlık suçunun övülmesidir. Sayın Başbakan Erdoğan 14 Ağustos 2010 tarihinde Sakarya’da yaptığı bir konuşmada Dersim’de yapılanları şu sözlerle ifade etti: “Dersim ile ilgili ne söylediklerini biliyorsunuz değil mi? Vergi vermediler diye Dersim’in köylerini kim bombaladı? Zamanının, o zaman ki Cumhurbaşkanı’nın emriyle… Kimdi? İsmet İnönü, CHP’nin başındaydı. Yani CHP bombaladı. 20 bin, 30 bin, 40 bin, 50 bin kişinin yargısız infaz edildiği söylenir. İnsaf ya. İşte sizin cemaziyelevveliniz bu. Gelin de siz bunu temizleyin önce”.

Sayın Cumhurbaşkanı, sayın Başbakan,

Maruz kaldığımız bu korkunç zulmün bir ulusal gurur vesilesi yapılması bu ülkenin vatandaşları olarak bizi derinden yaralamaktadır. Sizin vicdanınızın da bu haksızlığı kabul etmiyeceğini umut ediyoruz. Söz konusu havalimanının adının derhal değiştirilmesini ve Sabiha Gökçen’in devlet tarafından ulusal bir kahraman olarak onurlandırılmasına son verilmesini arz ediyoruz.

Başta ataları Sabiha Gökçen’in attığı bombalar ile öldürülen Dersimlileri, Alevileri, ve vijdan sahibi bütün insanları adı değiştirilinceye kadar bu havalimanını kullanmayarak protesto etmeye çağırıyoruz.

En derin saygılarımızla

Hüseyin Kaya (FDG Onursal Genel Başkanı)
Yaşar Kaya (Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı)
Mehmet Yıldız (Sosyolog)

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ile Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu ortak Basın Açıklaması

Pazar, 14 Şubat 2016 1648

Dersim Kerbala
Dersim Insanlıgın Kanayan Yarasıdır!

AKP Dersim yarasını kullanarak siyaseten istismar etmekte ve konuşmanın otesinde somut hiçbir adım atmamaktadır. Bu konuşmalardan birinide, Basbakan Davutoğlu 8Kasım ́da Hacı Bektaş ́ta yaptı. Başbakan Davutoğlu “Dersim Kerbela ́dır diyerek yapmış oldugu konuşmanın ardından yazılı bir açıklama yapan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Dersim halkına kin ve nefret kusarak, hakaret etti.

Bahçeli Dersim kasabı Alpdoğan ́dan daha saldırgan bir dil kullanarak Dersim tertelesi ́nde öldürülenlere „alcak“, haksız ve hukuksuz bir sekilde idam edilen Dersim şeyitlerine „terörist“ diyebilecek kadar zıvanadan çıktı. Açıklamasının devamında Dersim ́de yapılan büyük kıyıma haklılık kazandırmak için her soykırımcının yalanı olan „isyan“ tezine sığındı.

„Dersim Kerbela ́dır denilince Bahçeli içindeki irkçı refleksi dillendirerek Alevilere kin ve nefret kusmaktadır.

Seyit Rıza darağacına giderken “Kerbela Evladıyız“ diye haykırmıştı. Halvoriye köylüleri öldürülmeye götürülürken çocuklar ağlayarak su isterler ancak köyün önde gelenleri „bu Yezit soyu, bizi tıpkı Kerbela ́da olduğu gibi katledecek, bırakmayın çocuklar su içsinler, biz de Hz. Hüseyin gibi susuz ölelim diyerek çocuklara su içtirmezler. Katliamların yapıldığı her yerde Dersim halkı kendisini Kerbela ile özdeşleştirmiştir. Evet Dersim çağımızın Kerbelasıdır ve Çaldıran ́ın devamıdır.

Bahçeli ́de insan halklarına saygı yoktur, öldürülmüş insanların ruhuna saygı yoktur. Bahçeli yalnızca soykırımı inkar eden biri değil, ama aynı zamanda yapılan soykırımı açıkça savunmaktadır. Insanlığa karşı işlenen suçların savunuculuğunu yapan Bahçeli hakkında dava açacağız, hak ettiği cezayı alması için mücadele edeceğimizin bilinmesini isteriz.

Bahçeli zihniyeti Dersim 38 ́de kıyım yapan zihniyettir, karanlıklardan, bilgisizlikten, kin ve nefretten beslenmektedir. Tek tip insan yaratmak zihniyeti ile yapılan politikanın Türkiye ́ye barış ve huzur getirmediği, getiremeyeceği aleni. Türkiye ́nin kin ve nefrete değil, kardeşliğe, karanlığa değil, aydınlığa, inkara değil, tarih ile yüzleşmeye ve hatalarından öğrenmeye ihtiyacı vardır. Dünyada kendi tarihleri ile yüzleşmiş, katliamcılarını yargılamış, mağdurlardan özür dilemişülkeler, barışiçinde kardeşçe yaşamakta ve modern dünyadaki yerini almaktadırlar.

Dersim 1937-38 SözlüTarih Projesi çerçevesinde 350 tanık ile uluslararası standartlarda mülakatlar yapıldı. Bu tanıklardan ikisi 1938 ́de TSK ́da askerlik yapmışkişilerdir. Biliyoruz Bahçeli ́nin kulakları, ölülerin altında kurtulmuş çocukların anlatımlarına kapalıdır, Dersim ́de kapalı olacaktır. Türkiye ́nin karanlık geçmişinin aydınlatılması için bir mum ışığı olması umuduyla iki tanık asker ile yapılan mülakatların kısaltılmış halini paylaşıyoruz.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK)
Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG)

75. Yıldönümünde Dersim 1937-38 Mağdurlarını Köln DOM’da Anıyoruz!

Pazar, 12 Şubat 2012 1734

4 Mayıs Dersim Soykırımını anma günüdür. Dersimde katledilen onbinlerce masum sivil insanı anmak için 5 Mayıs 2012 DOM Kilisesi’nin önünde buluşuyoruz.

II. Dünya Savaşının gölgesinde Anadolu’da bir halk, Dersim halkı TC. Başbakanı Erdoğan’ın kabul etmek zorunda kaldığı gibi “…adım adım çerçevesi çizilmiş bahaneleri hazırlanmış… uçaklarla bombalayarak, gaz bombaları ve toplarla hareket eden her şey katlediliyor… binlerce insan, kadın ve çocuk katlediliyor, yuvalar yıkılıyor, binlerce insan batıya göç ettiriliyor, binlerce kız çocuğu evlatlık veriliyor.”

Tek ırk, tek dil, tek mezhep yaratmak isteyen zihniyet; Dersim halkına karşı yıllarca sürdürdüğü baskı ve asimilasyon politikalarını 1937-38’de tam bir soykırıma/teteleye dönüştürmüştür. 1937-’38; Dersimin tarihsel, kültürel ve tüm toplumsal varoluş nedenleriyle birlikte bir imha tarihidir. Dersim 38 Tertelesi’nde katledilen insanların anıları önünde saygı ile eğilirken, devlet yetkililerini bir kez daha kendi tarihleri ile yüzleşmeye çağırıyoruz.

TC Başbakanı Erdoğan, her ne kadar politik bir manevra gereği yaptığı çeşitli kesimler tarafından düşünülse de ve bütün eksikliklerine, 23 Kasım 2011 tarihinde Dersim halkından özür dileyerek bir adım atmıştır. Bu özür, sözde kalmamalıdır. Gerçekten resmi tarihle yüzleşme adımı olmalıdır. Bu yapıldığında ancak Anadolu halkları kardeşçe bir arada ve nispeten güven ortamında yaşayabilirler. Tarihteki katliamların bir daha yaşanmaması, olanları lanetleme ve yeni düzenlemeler yapmakla mümkün olabilir.

Dersim halkı ile aynı kaderi paylaşmış Aleviler, Koçgirililer, Süryaniyani-Keldaniler, Kürtler, Ermeniler ve Pontuslar maruz kaldıkları mezalimler de açığa çıkarılmalıdır. Çağımız tarihle yüzleşme ve geçmiş hatalardan dolayı özür dileme çağı olarak anılıyor. Medeni ülkeler, farklı dil, inanç ve kültürleri bir zenginlik olarak kabul ederek koruma altına alıyorlar. Türkiye insanı artık tarihi ile yüzleşmeyi onur sayacak bir olgunluk düzeyinine varılmasını istiyor. Gerçekleri gizleyerek halka sürekli yalan söyleyen ve genç kuşakları yalan ile besleyen anlayışlar terk edilmelidir.
Sayın Başbakan Erdoğan, Sayın Cumhurbaşkanı Gül 75 yıldır kapanmayan Dersim 1937-38 yarası daha ne kadar kanamaya devam edecek? Dersim’in Çığlığını duyun. Dersim Halkının taleplerini görmezden gelmeyin ve özür’ün gereklerini yerine getirecek somut adımlar atmanızı bekliyoruz.

Bir çağrımız da Almanya başbakanı Sayın Merkel’e olacak: Sayın Merkel bugün Almanya’da tahminen 200 bin Dersimli yaşamaktadır. Bunların çoğunluğu sizin de vatandaşınızdır. Politik baskılardan kaçıp ülkenize sığınındık. Bize yaşama olanağı sağlamakla uluslar arası hukukun ve insan haklarının bir gereğini yerine getirdiniz. Almanya kendi tarih ile yüzleşme ve gereğini yerine getirme konusunda dünyaya örnek bir ülkedir. Bu bağlamda 1937-38 yıllarında Dersim’de yaşanan büyük felakette yaşamlarını kaybedenlerin anması için sizi de aramızda görmek ve üzüntümüzü paylaşmanızı bekliyoruz.

Ayrıca Dersim’de mağaralara sığınmış sivil halka karşı kullanılan zehirli gazlar ülkenizden mi alındı? Dersim’de yapılan kışla ve hükümet konağının yapılmasında Almanyanın katkısı nedir? Tarihin karanlıkta kalmış bu acısının ortaya çıkması için, katkınızı bekliyoruz.
Demokrasi‘den, insan haklarından, insan sevgisinden ve adaletden yana olan herkesi bu acılı günümüzde Dersim 1937-38 Soykırımında kaybedilen hayatları ve yaşanan acıları anmak için 5 Mayıs’ta Köln DOM Kilisesi önünde aramızda görmek istiyor, tüm insanları yanımızda olmaya çağırıyoruz.

Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG)

„tasnif” denilerek belgeler ayıklanıp, gizlenmesin

Cuma, 06 Ocak 2012 1653

„tasnif” denilerek belgeler ayıklanıp, gizlenmesin
4 Ocak 2011 tarihinde gazeteci Fikret Bila’ya bir mülakat veren Genel Kurmay Başkanı Necdet Özel ‘Dersim belgelerini tasnife başladık’ dedi. Dersim Tertelesi’nin mağdurları olarak yıllardır “Genel Kurmay arşivleri ve diğer arşivleri açılsın” çağrısı yapıyorduk. Arşivler açılsın ki Türkiye Halkları karanlıkta kalmasın, ortak geleceğimize ışık olsun. Genel Kurmay’ın bu çalışmasını olumlu buluyoruz ve lafta kalmamasını temenni ediyoruz.

Genel Kurmay’ın arşivini açma kararı çok olumludur ancak 74 yıl boyunca Cumhuriyet döneminin en acı olayı Dersim 1937-38 hakkında arşivini tasnif dahi etmeyen, ciddi davranmayan, 1972 yılında kendi yazdırdığı kitabı toplatan ve bugün Dersim’de adeta 38 haritasını uygulayan Genel Kurmay’ın yapacağı tasnif’in güvenirliği hakkında endişelerimiz var. “Tasnif” altında belgeler, ayıklanmasın, yok edilmesin, deliller karartılmasın. Gerçekler halktan gizlenmesin, halkımız 74 yıl daha karanlıklara mahkum edilmesin. Bu tasnif çalışması hiç bir tartışmaya ve kuşkuya mahal vermeyecek açıklıkta Mağdur temsilcileri ve bağımsız gözlemcilerin denetiminde yapılmalıdır.

Başbakan Erdoğan’ın Dersim Halkından özür dilemesi ile birlikte tarih ile yüzleşme süreci somut olarak başlamıştır. Bu yüzleşme lafta kalmamalı ve barış ve ortak gelecek için bir şans olarak değerlendirilmelidir. Vicdanı ile muhasebe yapacak, tarihi hakikatler ile yüzleşecek namuslu ve vicdanlı bir hükümete ihtiyacımız vardır. Türkiye insanı artık tarihi ile yüzleşmeyi onur sayacak bir hükümet istiyor. Halka sürekli olarak yalan söyleyen ve genc kuşakları yalan ile besleyen hükümetler istemiyoruz. Gerçekleri halktan gizleyen ve bunu da ‘halkı için’ yaptığını söyleyen karanlığın bekçilerine değil, ‘ortak güvenli bir gelecek için daha fazla açıklık’ diyen yöneticiler istiyoruz.
Saygılarımla

6 Ocak 2012

Yaşar Kaya
Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG) Genel Başkanı

70 Yıldır Kapanmayan Yara – Seyitlerimizın Mezarları Nerede?

Cuma, 14 Kasım 2008 1739

Bundan tam 71 yıl önce 14/15 Kasım1937 de, Elazığ Buğday Meydanı’nda Sey Rıza, Usenê Seydi, Fındıq Ağa, Hesen Ağa, Resık Usen, Ali Ağa, Hesenê İvraimê Qız idam edilmişti. Bir Pazar günü Ankara’dan özel görevli gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil tarafından yeni bir savcı atanarak ve yasadışı bir şekilde pazar günü mahkeme açılarak, ısmarlama idam kararı alınmış ve bir kaç saat sonra da infaz gerçekleştirilmişti. İdam edildiğinde Seyit Rıza 75 yaşın üzerindeydi ve yine hileli mahkeme kararı ile yaşı küçültülerek idam edilmişti.

İdam kararları önceden verilmişti. Zira „tek millet, tek mezhep“ yaratma zihniyeti Dersim’de „Dersim Kanunlarını“ işletiyordu. İdam edilenler Dersim’in ileri gelenleriydi, suçsuzdular. İdamlar ile Dersim sindirilmek istenmiştir, 38 deki kanlı kesitin hazırlıkları yapılmıştır.

Elazığ Valiligine başvuru

Dersim Seyitleri’nin mezarlarının yerinin bulunması, emanetlerin yakınlarına teslim edilmesi istemi ile 30.10.2006 tarihinde Seyit Rıza’nın kızı Leyla Ağlar ve torunu Rüstem Polat’ın avukatları Hüseyin Aygün aracılığı ile açtıkları davanın sonucu Elazığ İdare Mahkemesi tarafından 27.08.2008 tarihinde açıklandı.

Mahkeme özetle “davalı idarenin kayıtlarında bilgi bulunmadığı, defin ve mezarlıklar konusunda yetkili belediye başkanlığı kayıtlarında da belge-bilgi olmadığı ve her türlü araştırma yapıldığı halde belge elde edilememesi ve mevcut olmayan bir belge ve bilginin de verilemeyeceği” gerekçeleriyle davayı kabul etmemiştir.

Mahkeme kararı umut kırıcıdır. “Bu sonucu bekliyorduk” demek istemezdik, ancak bir kez daha haklı çıkmanın üzüntüsü içindeyiz. Dersim söz konusu olduğunda, bugün, tıpkı 1937-38’deki gibi farklı bir hukuk ve “yargı” anlayışı hakimdir. Bu karar ile 1937/38 tarihinde yapılan kıyımlar ve tarihi haksızlıkların giderilmesi için bir fırsat heba edilmiştir. Dersim’e yapılan haksızlıklar, bir kere daha tarihin küflü sayfalarında unutulmaya terk edilmiştir. Bu dava ile bir kez daha görülmüştür ki; devlet, Dersim’e karşı inkarcılık ve kıyımcılık politikasına aynen devam ediyor.

Bu dava yanlızca idam edilen Dersim Seyitleri’nin akrabalarının davası değildir, bu dava bizim de davamızdır, bu dava Dersim’in davasıdır. Bu davanın takipçisi olacağız, hukuki mücadeleyi sonuna kadar yürütülmesine her türlü desteğimizi sunacağız.

Dersimlilerin başlattığı “70 yıldır kapanmayan yara / Seitlerimizin mezarları nerede?” imza kampanyası devam ettirmektedir. Topladığımız imzalar ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Tayip Erdoğan ve TBMM’ye giderek Seyitlerimiz’in mezarlarının kutsal Dersim topraklarına taşınmasını, emanetlerinin aile yakınlarına teslim edilmesini talep edeceğiz. Mezar yerlerinin açıklanması Elazığ’daki 3 yargıçtan öte devleti yönetenlerin sorumluluğundadır. Hükümete çağrımız mezar yerlerinin bir an evvel kamuoyuna açıklanmasıdır. Ankara sağır olursa, Ankara kör olursa, Ankara inkarcı olursa biz de sesimizi Berlin’e, Paris’e, Londra’ya, Viyana’ya ve nihayetinde Brüksel’e Avrupa Parlamentosu’na, Strasbourg’a, AİHM’e taşıyacağız.

Mezarlar nerede?

Türk devleti kendi tarihi ile yüzleşmekten korkmamalıdır. Bu karanlık ve kanlı kesitin aydınlatılması için Genel Kurmay’ın arşivi mutlaka açılmalıdır. Dersim Seyitlerinin mezarlarının yeri açıklanmalıdır. Mezarlar, Kutsal Dersim toprağına, taşınarak Dersim Seyitleri de huzura kavuşacaklardır. 70 yıldır kanayan bu yara daha ne kadar vijdanları sızlatmaya devam edecek?

14 Kasım 2008
Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG)
Tunceli Dernekleri Federasyonu (TUDEF)

Erdoğan Dersim 1938‘in belgelerini kamuoyu ile paylaşmalıdır!

Cumartesi, 27 Şubat 2010 1736

Başbakan Erdoğan dün AK Parti Genel Merkezinde düzenlenen Genişletilmiş İl Başkanları toplantısında yaptığı konuşmada şu açıklamada bulundu “Malta sürgünlerini hatırlatanlar 1938’e dönsünler. Sayın İnönü’nün Cumhurbaşkanı olduğu dönemdeki Tunceli sürgünlerine baksınlar. İlçe ilçe, köy köy bu ülkenin insanları nerelere, nasıl sürgün edilmişler ona baksınlar. Eğer daha ileri giderlerse bunların vesikasını da açıklarım. Bunlar elimizde mevcut. Çünkü bunlar sallandıkça, çırpındıkça eteklerinden bir şeyler dökülmeye başlıyor. Daha dökülecek çok şey var, çok şey var.”

1937/38 yıllarında Dersim’de büyük bir insanlık dıramı yaşanmış ve onbinlerce kadın, çocuk ve yaşlı demedem mahsum insanlar öldürülmüştü. Katliamdan kurtulabilenler ise her köye bir aile olmak üzere Kayseri’nin batısına sürgün edilmişlerdi. Bu sürgün aynı zamada ailelerin de parçalanmalarına, büyük acıların yaşanmasına neden olmuştu. Anne ve babaları öldürüldükleri için kimsesiz kalan, yada ailelerinden zorla koparılan binlerce çocuk ya askeri erkan tarafından şavaş ganimeti gibi beraber götürüldü yada kimsesizler yurtlarına verildiler. Bugün hala pek çok dersimli kaybolan aile fertlerini aramaktadır. Yaşanan bu büyük trajedinin canlı tanıkları hala o yılların kötü hatırası süngü ve kurşun yaralarıyla bu sürece tanıklık yapmaktadırlar. 15 Kasım 1937 tarihinde Elazığ Buğday Meydanında idam edilen Dersimin önde gelenlerinin mezar yerleri hala belli değil ve maktül yakınları açtıkları dava ile atalarının mezar yerlerini aramaktadırlar.

Buradan Erdoğan’a bir kez daha çağrıda bulunmak istiyoruz. Belgeleri tehdit olarak kullanmak degil, toplumun bilgisine sunmak önemlidir. Dersim 1937/38 siyasal istismar malzemesi olarak kullanmayın, açıklayın. Madem “Dersim 38’de yapılanları savunanlar insanlıktan nasibini almamıştır” diyorsunuz o halde gereğini yapın ve Dersim Halkından devlet adına resmen özür dileyin. Dersim’de yapılanların bilinmesi için arşivleri açın. Bu vehşet bilinsin ki bir daha Dersimler yaşanmasın. Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerini açıklayın. Evletlık verilenlerin tam listesini açıklayın.

Bir çağrımızda Dersim 1937/38’in mimarı ve uygulayıcısı Cumhuriyet Halk Partisi’nedir. 1937/38 de soykırıma varan uygulamalardan ötürü sorumluluğunuzu kabul edin ve Dersim Halkından özür dileyin. Kamuoyu önünde resmen özür dilemediğiniz sürece sizi teşhir etmeye ve suçunuzu yüzünüze vurmaya devam edeceğiz. Susarak Dersim’de yapılanları unutturamazsınız, işlediğniz insanlık suçundan kurtulamazsınız.

Dersimliler kendi davalarına sahip çıkıyor ve atalarına yapılanların akibetini araştrıyorlar. “Dersim 1937/38 Sözlü Tarih Projesi” çalışmaları bu vahşetin açığa çıkaracak ve gelecek kuşaklara taşıyacaktır. Fedrasyonumuz Dersim’de yaşananları uluslararası alana taşımaya devam edecektir.

Dersim’de yaşananlar partiler arası çekişmelerde siyasal malzeme olarak istismar edilmemelidir. 72 yıldır kapanmayan bu yara daha ne kadar kanamaya/kanatılmaya devam edecek.

27 Şubat 2010
FDG Genel Başkanı
Yaşar Kaya

„Demokratik Açılım“ ve Dersim`in Talepleri

Çarşamba, 11 Mart 2009 1654

Cumhurbaşkanlığı Makamına / Ankara

“Demokratik Açılım” girişiminin ülke sathında genel bir iyimserliğin oluşmasına yol açtığını görüyoruz. Yıllardır akan kanın durdurulması ve sorunun akıl yolu ile çözülmeye çalışılması insani ve demokratik bir tutumdur. Sizin de belirttiğiniz gibi etnik ve kültürel farklılıklar ülkenin zenginliğini oluşturur. Bu farklılıkların resmen tanınması ve anayasal güvence altına alınması toplumsal barışa hizmet edecektir. Etnisitesi, kültürü, dini ve dili ne olursa olsun devletin tüm vatandaşlarına eşit davranması uygarlığın gereğidir. İnsan hakları, demokrasi ve hukuk devleti yönünde atacağınız adımlar yalnızca Türkiye’de değil, aynı zamanda dünyada takdirle karşılanıyor.

Sayın Cumhurbaşkanım.

Ülkemizde başlatılan “Demokratik Açılım” girişimini tarihi bir fırsat olarak gördüğümüz için bu vesile ile Dersim’in çok önemli ve ağır sorunlarını sizlere iletmek istiyoruz. Devletten bu taleplerimize kalıcı çözümler bekliyoruz.

Dersim halkının anadili olan Kırmancki/Zazaca UNESCO’nun da belirttiği gibi ölü bir dil haline gelmek üzeredir. Halkımızın inancı baskıya ve ayrımcılığa maruz kalmıştır. Köylerimiz yıkılmış veya boşaltılmıştır. Sürekli olarak silahlı çatışmalar ortamında tutulan Dersim’de normal yaşam koşulları ortadan kaldırılmıştır. Doğal yapısını ve ekonomisini yitiren toplum bir işsizler ve yoksullar topluluğuna dönüşmüştür. Doğal öneminin ötesinde, halkımızın dünyasında derin manevi bir yeri olan Munzur’un üzerinde çok sayıda baraj yapılarak ruhumuzda onarılmaz derin yaralar açılmıştır. Barajlar daha şimdiden Dersim’in ekolojisinde ciddi tahribatlar yaratmıştır.

Dersim halkı farklı dillere ve farklı inançlara saygılı, barışsever, hümanist ve hoşgörü sahibi bir halktır. Halkımız hukuk devleti, herkes için demokrasi ve insan hakları istemektedir. Bu çerçevede şunları talep ediyoruz:

1. Her bölgede, bölge halkının çoğunluğunun anadili eğitimde zorunlu ikinci dil olarak okutulması; başka konuşulan diller var ise bu dillerin en azından seçmeli ders olarak okutulmasının yasal güvence altına alınması.

2. Kamu görevlerine getirilecek olan personelin, görev yapacağı bölgede çoğunluk tarafından konuşulan ana dili bilenlere öncelik tanınması.

3. Açılacak yeni bir TRT kanalında ihtiyaca cevap verecek düzeyde Kırmancki/Zazaca yayın yapılması. Çünkü bu lisan ülkemizde Türkçe ve Kürtçeden sonra en çok konuşulan üçüncü dildir.

4. Üniversitelerde Kırmancki/Zazaca üzerine kürsülerin kurulması.

5. Dersim de dahil olmak üzere ismi değiştirilen bütün yerleşim yerlerine eski isimlerinin geri verilmesi.

6. Alevi / Kızılbaş inancının temsilcileri olan ocakların tarihsel ve kültürel misyonlarının tanınması, bu kuruluşların özerkliğinin yasal güvence altına alınması. Yaşam felsefemizi oluşturan Alevi/Kızılbaşlık üzerine üniversitelerde kürsülerin kurulması.

7. Köylerin yeniden inşası için uzun vadeli bir kalkınma programının uygulanması, geriye dönüşlerin sağlanabilmesi için gerekli ekonomik, siyasi ve güvenlik koşulları yaratılması, tarım ve hayvancılığın önündeki bütün engellerin kaldırılması.

8. Mayınlı bölgelerin temizlenmesi ve “yasak bölge” uygulamasına son verilmesi.

9. Munzur, Harçik ve Peri Vadilerinde yapımı planlanan baraj inşaatlarının durdurulması. Faunası ve Florası ile olağanüstü doğal zenginliğe sahip olduğu için Munzur Vadisi 1972 yılında “Milli Park” ilan edilmişti. Dersim halkı bu barajları kendisine, kültürüne ve inancına yapılmış haksız bir yönelim olarak görmekte ve istememektedir.

10. 15 Kasım 1937 tarihinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Dersim’in önderlerinden Seyid Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri aradan 72 yıl geçmesine rağmen hâlâ açıklanmadı. Mezar yerleri açıklanmalı ve naaşların aile mezarlığına defnedilmesine izin verilmelidir. Bu insani bir görevdir.

11. 1938 tarihinde evlatlık verilen, çocuk esirgeme yurtlarına verilen ya da dönemin yetkililerince kendi üzerlerine kaydedilen Dersimli yetim çocukların tam listesi açıklanmalıdır. Batı illerine sürülen Dersimlilerin tam listesi açıklanmalıdır. Aradan 71 yıl geçmesine rağmen, yüzlerce insanımız kendi akrabalarını aramaktadırlar, hayatlarının son dönemini yaşayan bu mağdurların acıları dindirilmelidir.

Sayın Cumhurbaşkanım,

1938 yılında devlet girişilen “tedip ve tenkil” harekâtı ile halkımız yok olmanın eşiğine sürüklendi. Sayıları 40 ile 70.000 arasında olduğu tahmin edilen ve çoğunluğunu çocukların, kadınların, yaşlıların oluşturduğu suçsuz ve savunmasız insanımız katledildi. “Ewladı Kerbelayime, bêxeta u bêgunayime” (Kerbelanın evlatlarıyız, hatasız ve günahsızız) diyerek idam sehpasını tekmeleme cesaretini gösteren 70 yaşın üzerindeki büyüklerimiz yasalara aykırı olmasına rağmen, tatil günü mahkeme kurulup yaşları küçültülerek idam edildiler.

Dersim insanı küskündür, kırgındır, buruktur. Halkımız 71 yıldır devletten bir özür bekliyor. Bu özür, barış güllerinin açılmasına hizmet edecektir. Tarihle yüzleşmek devletleri ve toplumları küçük düşürmez, aksine saygınlık kazandırır. Türkiye ancak kendi tarihi ile yüzleşerek medeni ülkeler arasındaki yerini alabilir. Ülkemizde barış ve demokrasisinin yolu geçmişin acıları ile yüzleşmekten geçer. 03.11.2009

Bilgilerinize saygıyla sunarız

Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu adına

Genel Başkan
Yaşar Kaya